Efendimiz sadece bir teşri' peygamberi değildi. O, aynı zamanda tam bir temsil peygamberiydi. Ne demiş ne söylemişse, mutlaka onu hayata geçirmiş ve tatbik etmişti.
Şimdi O'nun sadece bir itaat şuurunu nasıl mayaladığına bakalım: Bir toplum düşünün ki, bu toplumda, ne babanın oğluna sevgi beslemesi, ne de oğulun babaya saygı göstermesi söz konusudur. Bu toplum içinde, kardeşler arası, menfaatin dışında hiçbir değer hükmü göstermek mümkün değildir. Hemen her evde birkaç köle vardır ve o günkü insanlar, bu kölelere herhangi bir ev eşyası kadar dahi değer vermemektedir. Kölelerin, efendileriyle aynı sofraya oturması; zaten kat'iyen söz konusu değildir. Evet, köleler de bir canlı türüdür; ama asla insan değillerdir. Bu itibarla da hür insanların yararlandıkları şeylerden kat'iyen yararlanamazlar. Bu düşünce toplumda öylesine yerleşmiş ve kök salmıştır ki, aksini iddia etmeye imkân yoktur. Hatta böyle bir iddia cüreti, cinnetle eşdeğerdir. İşte böyle bir toplumda, Allah Rasûlü öyle bir itaat şuuru geliştirip yerleştirmiştir ki, cihanda bir eşi ve benzeri yoktur.
O, sadece Başınızdaki kuru üzüm gibi kıvırcık saçlı bir siyahî de olsa, dinleyin, itaat edin' demekle işin yakasını bırakmamış ve meseleyi bizzat pratiğe döküp hayata da geçirmiştir.
Düşünün ki, Zeyd b. Harise azatlı bir köledir. Halbuki Allah Rasûlü onu, içinde Cafer b. Ebu Taliplerin, Abdullah b. Revahaların ve Halid b. Velidlerin bulunduğu bir orduya kumandan tayin etmiş ve bu orduyu Bizans'a karşı göndermişti. Daha sonraki yıllarda meseleyi daha da bir kökleştirmek için, yine içinde Hz. Ebu Bekir'lerin, Hz. Ömer'lerin bulunduğu bir orduya, Üsame'yi kumandan tayin etmişti ki, en mübalağalı ifadeye göre o gün Üsame'nin yaşı henüz onyedi-onsekizdir...
Şayet Efendimizin, bütün söz ve icraatı bu şekilde değerlendirilebilse, onun sadece bir teşri' peygamberi olmayıp aynı zamanda bir temsil peygamberi olduğu hususu daha iyi anlaşılacaktır.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin