Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Yeni Ümit dergisi için yazdığı başyazılardan meydana gelen Ruhumuzun Heykelini Dikerken serisinin 1. kitabında yer alan başlık sayısı toplam 21.
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Yeni Ümit dergisi için yazdığı başyazılardan meydana gelen Ruhumuzun Heykelini Dikerken serisinin 2. kitabında yer alan başlık sayısı toplam 18.

Bütün dünyanın bahara kaydığı şu günlerde hemen herkes, tarih perspektifi açısından bir kısım tersliklere rağmen, geleceğin aydınlık olacağı gerçeğinde ittifak ediyor. Ancak cihan çapındaki bu 'oluşumu' azim, irade ve yüksek bir performansla zorlayanların durumu da, üzerinde durulmaya değer bir konu.

Dünya döne döne asıl yörüngesine doğru kayıyor.. ama; acaba, yeryüzünün hakikî mirasçıları, bir zamanlar başkalarına kaptırdıkları miraslarını geriye almaya ve istirdat etmeye hazırlar mı? İlk hak başka, temsil ile gelen hak başkadır. Eğer hak, kendi değerleri ölçüsünde temsil edilmiyorsa, başta bir millet ve bir kadroya ...

Akıl; maddeden mücerret, ama maddeye bitişik bir cevher, metafiziğin fizik içindeki ışıktan uzantısı, ruhun en önemli fakültelerinden biri, hakla bâtılı birbirinden ayırma adına insan mahiyetinin en keskin nuru, eskilerin ifadesiyle "ben" sözcüğüyle işaret edilen "nefs-i nâtıka", tasavvufçuların yaklaşımıyla da ...
İslâm Düşüncesinin Ana Karakteristiği
OBugün insanoğluna rahat nefes alabilme imkânını sağlayacak bir tek atmosfer varsa, hiç şüphesiz o da İslâm atmosferidir. Son bir-iki asırdan beri topyekün insanlığa dayatılan pek çok sistem, onun ızdıraplarını artırmadan başka bir şeye yaramadı.
Okuyun
İslâm Ruhu
Ümit edilen zevklerin elde edilmesi, ümit gibi aşkın da ölümüdür. Ümit ve aşk, arayıcı ruhların kanatlarıdır ve arama esnasında hep onlarla beraber bulunurlar.
Okuyun
İslâm'a İcmâlî Bir Bakış (1)
İnsanın kendini ve kendi varlığını sezişinin unvanı olan vicdan; dileyen, sezen, kavrayan ve sürekli sonsuza açık bulunan bir ruh mekanizmasıdır.
Okuyun
İslâm'a İcmâlî Bir Bakış (2)
Namus; iffet, vefâ ve sadâkatten hâsıl olan öyle mübarek bir hamurdur ki, harç olarak kullanıldığı binanın sarsılıp yıkılması hiç görülmemiş veya çok ender vâki olmuştur.
Okuyun
Bizim hayat-ı içtimaiye hakkında söylediğimiz sözler, yaptığımız değerlendirmeler, hep 'esbab-ı adiye' ölçüsünde cereyan eder. Eğer Cenab-ı Hakk, bu adi sebepleri kendi büyük icraatına birer şart olarak kabul buyurur ve icraatını da sözünü ettiğimiz o sebeplere bağlarsa o şey oluverir. Buna, isterseniz, 'Esbabın perdedârlığı' da diyebilirsiniz, Cenab-ı Hakk'ın kelamında tenezzülat olduğu gibi, icraatında da esbaba böyle değerler atfetmesi her zaman söz konusu olabilir.
Ancak yine de, meşiet ve dileme O'na aittir. Evet, bütün sebepler bir araya gelse, O dilemedikten sonra hiçbir şey olmaz.
Onun için, sosyolog ve düşünürler, ne derlerse desinler ve hâdiseleri nasıl yorumlarlarsa yorumlasınlar biz, netice hakkında kesin bir şey söyleyemeyiz ve dediklerimizin yüzde yüz isabetini de kat'iyen iddia edemeyiz. Böyle bir iddia, haddini bilmezlik olur. Bu sebepledir ki, yorumlarımızın sonuna mutlaka bir 'İnşaallah - Allah dilerse' ifadesi eklemeli ve sözlerimizi bu misk-ü amberle hitama erdirmeliyiz.
Bunu söylerken, neticede sebeplerin hiçbir önemi yoktur, demek de istemiyoruz; sadece, sebeplere hakiki mânâda tesir vermenin doğru olmayacağını hatırlatmak istiyoruz. Bu kanaatimiz mahfuz kalmakla beraber, içtimaî hayatın gel-gitlerini bilmek ve neticeye ait -ihtimal kaydıyla- kanaatlerimizi izhar etmek her zaman mümkündür ve vakidir.
Mesela: Sosyologlar, devlet ve milletlerin yıkılmasında ahlâkî çöküntünün müessiriyetinde ittifak halindedirler. Ahlâk anlayışındaki bazı küçük farklılıklar bu ittifaka zarar vermez. Hakikaten kadimden bu yana, hangi toplumda ahlâkî çöküntü artmışsa, o toplumun yıkılışı süratlenmiştir. Belki her toplumun yıkılışı adına kesin bir süre takdir etmek mümkün değildir, ama, böyle bir neticeyi vurgulamak da yanlış olmasa gerek.
İşte sosyologlara ait değerlendirmelere, bu perspektiften bakmak gerekir. Elbette bu değerlendirmelerin haklı bir yanı vardır; ancak bütününe aynı haklılığı tanımak doğru değildir.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin1 Bu sebepledir ki, insan, varlık ve Yaratıcı hakkında bilgilendirme vazifesi, söz söyleme salâhiyeti, özel donanımlı ve Kudreti Sonsuz'la hususî münasebetleri bulunan bu zatlara bırakılmalı ve varlığın perde önü, perde arkası mânâ ve mahiyetiyle alâkalı açıklamaları da sadece onlar yapmalıdırlar.
2 İşte, bütün bu mülâhazalara binaendir ki biz, her biri kendi çağında emin, tecrübeli ve yürüdüğü yolları bütün değişik hususiyetleriyle bilen Enbiyâ-yı İzam Efendilerimize (alâ nebiyyinâ ve aleyhimüssalâtü vetteslîmât) uyulmadan, emniyetle yol alınamayacağı ve oldukça karmaşık görünen bu hayatın falsosuz yaşanamayacağı kanaatindeyiz.
3 İnsanlık tarihinde iman ve aksiyonu başkaları ile mukayese edilmeyecek ölçüde atbaşı götürebilmiş birisi varsa o da Hazreti Muhammed (aleyhi ekmelüttehâyâ)'dır. O, her zaman aşkın bir inançla Allah'a bağlanmış, bütün benliğiyle O'nun elçisi olduğuna inanmış, O'na tam teslim olmuş; her zaman ciddî bir sorumluluk duygusuyla hareket etmiş; ne inancında, ne davasında, ne yürüdüğü yolun doğruluğunda ne de Allah'ın muvaffak kılacağında hiç mi hiç tereddüt yaşamamıştır.
4 "Gayb" ve "Gaybü'l-gayb"ın son habercisi O, eşya ve hâdiselerin yanıltmayan yorumcusu O, insan ve Yaratıcı münasebetini hem de herhangi bir iltibasa meydan vermeyecek şekilde ortaya koyan O ve böyle bir münasebetin gereklerini açık-seçik belirleyen de O'dur.
İdeal nesilden beklenen
Evet onlar, oturur-kalkar, bugünle beraber yarınların hesaplarıyla meşgul olur.. ve halihazırdaki bütün imkân ve dinamikleri geleceğe ulaşma adına birer köprü ...
Geleceğin kurucuları
Ümit nesilleri, şimdiler itibarıyla, ilim, îman, ahlâk, sanat anlayışının eri; bizden sonra geleceklerin de ruh mimarlarıdır. Bunlar, gönüllerinin ötelerle beslenen ...
Ruhumuzun heykeli
Bizim, içten ve dıştan gelecek ihsanlara, düşünce sistemlerine değil; bizim, top yekûn milletimizde mesuliyet ve ızdırap şuuru uyarabilecek ruh ve düşünce ...
Başkaları için yaşamak
Oysaki, milletçe bizim düşüncemiz bir imar, bir inşa düşüncesi olmalıdır; olmalı ve birkaç asırdan beri içinde bocalayıp durduğumuz düşünce fakirliğinden